
“Yarının sancısı, bugünün kâbusu.”
Abel Tesfaye, sahne adıyla The Weeknd, müzik dünyasında yarattığı karanlık, melankolik ve sinematik evreni sinemaya taşıma konusundaki ısrarını sürdürüyor. HBO’nun tartışmalı dizisi “The Idol” ile attığı ilk adımdan sonra, bu kez bağımsız sinemanın yetenekli ve bir o kadar da rahatsız edici yönetmeni Trey Edward Shults ile güçlerini birleştirerek “Hurry Up Tomorrow” ile karşımıza çıkıyor. Film, The Weeknd’in müziğinde işlediği şöhret, zihinsel çöküş, bağımlılık ve sanatsal sancı gibi temaları, Shults’un klostrofobik ve anksiyete yüklü görsel diliyle birleştiren, izleyiciyi hem büyüleyen hem de yoran bir deneyim vaat ediyor. Ancak bu vaat, herkesin kaldırabileceği türden bir sanat eseri sunmuyor. “Hurry Up Tomorrow”, geleneksel bir filmden ziyade, bir sanatçının zihninin en karanlık koridorlarında geçen, neon ışıklarıyla aydınlatılmış, bitmek bilmeyen bir ateş rüyası. Film, Tesfaye’nin kendi personası etrafında inşa ettiği mitolojiyi bir adım öteye taşıyarak, onu sinemasal bir karaktere dönüştürme cüretini gösteriyor fakat bu süreçte anlatı bütünlüğünü ve izleyiciyle kurulan duygusal bağı feda etme riskini de sonuna kadar alıyor.
📋 Teknik Pasaport: Yapımın Kimlik Kartı
Yapım: Hurry Up Tomorrow (Orijinal: Hurry Up Tomorrow)
Stüdyo: Manic Phase
Yönetmen: Trey Edward Shults
Senaryo: Trey Edward Shults, The Weeknd, Reza Fahim
Başrol: The Weeknd (The Weeknd), Jenna Ortega (Anima), Barry Keoghan (Lee), Riley Keough (Girl on Voicemail / Mother (voice)), Ash T (Doctor), Paul L. Davis (Lavi), Sebastian Villalobos (Security), Roman Mitichyan (Driver)
Tür: Müzik, Gerilim, Dram
Vizyon Tarihi: 2025
Tema: Şöhretin Bedeli, Zihinsel Çöküş, Sanatsal Yaratım Süreci, Toksik İlişkiler, Varoluşsal Kriz
📽️ Kritik İnceleme
Trey Edward Shults, “Waves” ve “It Comes at Night” gibi filmleriyle tanıdığımız, karakterlerinin psikolojik gerilimini seyircinin iliklerine kadar hissettirmeyi başaran bir yönetmen. “Hurry Up Tomorrow”da da imza stilinden ödün vermiyor. Sürekli hareket halindeki kamera, rahatsız edici yakın planlar, renk paletinin kasıtlı olarak boğucu kullanımı ve ses tasarımının bir karakter gibi öne çıkması, filmin atmosferini en başından itibaren belirliyor. Film, The Weeknd’in zihninde geçen bir yolculuk olarak kurgulanmış ve Shults, bu soyut yolculuğu somut bir kâbusa çevirmekte oldukça başarılı. Müzik, beklendiği üzere filmin omurgasını oluşturuyor. Sadece bir fon müziği değil, aynı zamanda anlatının itici gücü, karakterin iç sesinin bir yansıması olarak işlev görüyor. Bu açıdan bakıldığında film, The Weeknd’in bir albüm konseptini alıp onu uzun metraj bir görsel deneye dönüştürme çabası olarak da okunabilir. Ne var ki, bu görsel ve işitsel şölenin altında yatan senaryo, aynı derecede güçlü değil. The Weeknd, Reza Fahim ve Shults tarafından kaleme alınan metin, olay örgüsünden çok anlara ve hislere odaklanıyor. Bu durum, filmi epizodik ve dağınık bir yapıya büründürüyor. İzleyici, karakterin yaşadığı acıyı ve kafa karışıklığını hissediyor ancak nedenlerini ve sonuçlarını anlamakta zorlanıyor. Bu tercih, filmi sanatsal olarak cesur bir yere koysa da, izleyici nezdinde karşılık bulmasını zorlaştırıyor; 5.1 gibi düşük bir IMDb puanı da bunun en bariz göstergesi.
Performanslar filmin en güçlü yanlarından biri. The Weeknd, kendi adını taşıyan karakteri canlandırırken, aslında sahnede yarattığı personanın daha kırılgan ve karanlık bir versiyonunu sunuyor. Bu bir meta-performans ve Tesfaye’nin bu alandaki hamlığı, karakterin yaşadığı yabancılaşma hissine hizmet ediyor. Ancak filmin asıl yıldızları yan rollerde parlıyor. Jenna Ortega, “Anima” adıyla gizemli bir figürü canlandırıyor. Onun karakteri, protagonistin ilham perisi mi, yoksa akıl sağlığını kemiren bir halüsinasyon mu olduğu sorusunu sürekli canlı tutuyor. Ortega, bu muğlaklığı başarıyla yansıtıyor. Fakat sahneye her çıktığında filmin enerjisini arşa çıkaran isim, şüphesiz Barry Keoghan. “Lee” karakteriyle Keoghan, öngörülemez, tehlikeli ve manyetik bir performans sergiliyor. O, şöhretin getirdiği yozlaşmanın, sahte dostlukların ve yıkıcı dürtülerin ete kemiğe bürünmüş hali. The Weeknd’in içe dönük ve pasif karakterinin karşısında, Keoghan’ın kaotik enerjisi filmin gerilimini ayakta tutan en önemli unsur haline geliyor. İkilinin sahneleri, filmin anlatısal olarak en net ve en rahatsız edici anlarını oluşturuyor. Sonuç olarak “Hurry Up Tomorrow,” teknik becerisi, atmosferi ve bazı güçlü performanslarıyla takdiri hak eden, ancak kendini fazlasıyla ciddiye alan, narsisist ve dağınık anlatısıyla izleyicisini yoran, cesur ama kusurlu bir deney. Bir başyapıt olmaktan uzak, ancak unutulması da bir o kadar zor bir sinemasal hezeyan.
🎭 Karakter Analizleri
- The Weeknd (The Weeknd): Abel Tesfaye’nin canlandırdığı bu karakter, sanatçının kamusal kimliğinin bir yansıması ve aynı zamanda eleştirisidir. Şöhretin zirvesinde olmasına rağmen derin bir yalnızlık ve yaratıcı bir tıkanıklık içinde boğulan bir adamdır. Çevresindeki sahte dünyadan ve kendi içindeki boşluktan kaçmaya çalışırken, gerçeklik ile sanrı arasındaki çizgiyi giderek kaybeder. Karakter, pasif bir gözlemci gibidir; olaylar onun etrafında şekillenir ama o, kontrolü tamamen yitirmiş durumdadır. Bu, onun trajedisini daha da derinleştirir.
- Anima (Jenna Ortega): Carl Jung’un psikolojisindeki “anima” (erkeğin bilinçdışındaki dişil arketip) kavramına doğrudan bir gönderme olan bu karakter, filmin en gizemli parçasıdır. O, The Weeknd’in ilham perisi, vicdanı veya bastırdığı duygularının bir tezahürü olabilir. Bazen şefkatli bir rehber, bazen ise suçlayıcı bir hayalet olarak belirir. Ortega’nın performansı, karakterin bu doğaüstü ve sembolik yapısını başarıyla seyirciye geçirir.
- Lee (Barry Keoghan): Lee, sistemin bir virüsüdür. The Weeknd’in etrafındaki parazitlerden biri gibi görünse de, aslında onun bastırılmış yıkıcı arzularını temsil eden bir “id” figürüdür. Keoghan’ın rahatsız edici gülümsemesi ve öngörülemez tavırları, Lee’yi filmin en tehlikeli ve akılda kalıcı karakteri yapar. O, eğlence vaat ederken aslında yıkım getiren, şöhretin en karanlık yüzüdür.
💡 Bunları Biliyor Muydunuz?
- Bu film, The Weeknd’in (Abel Tesfaye) bir uzun metrajlı filmdeki ilk başrol deneyimidir.
- Yönetmen Trey Edward Shults, daha önce The Weeknd için bir müzik videosu yönetmemiş olsa da, “Waves” filminde Frank Ocean, Kanye West gibi sanatçıların müziklerini anlatının merkezine yerleştirerek müzikle sinemayı birleştirme konusundaki yeteneğini kanıtlamıştı. Bu film, bu birlikteliğin doğal bir uzantısı olarak görülebilir.
- Jenna Ortega’nın canlandırdığı karakterin adı “Anima”, ünlü psikolog Carl Jung’un teorilerinden alınmıştır ve bir erkeğin iç dünyasındaki dişil ruhu temsil eder, bu da karakterin gerçek bir kişiden çok sembolik bir figür olduğuna işaret eder.
⚡ İzleme Rehberi (Kimler İzlemeli / Kimler Uzak Durmalı?)
✅ Kimler İzlemeli?
The Weeknd Hayranları: Sanatçının müzikal evrenini, temalarını ve estetiğini sevenler, bu filmi onun diskografisinin görsel bir tamamlayıcısı olarak görecek ve sunulan sembolik anlatıdan keyif alacaklardır.
Deneysel ve Atmosferik Sinema Sevenler: Gaspar Noé’nin “Climax”i veya Nicolas Winding Refn’in “The Neon Demon”ı gibi filmleri beğenen, hikâyeden çok görsel anlatıma, atmosfere ve duyguya önem veren izleyiciler için “Hurry Up Tomorrow” ilgi çekici bir deneyim sunabilir.
Trey Edward Shults Takipçileri: Yönetmenin önceki işlerindeki gerilim dolu, klostrofobik ve psikolojik olarak zorlayıcı tarzını beğenenler, Shults’un imza stilini bu filmde de bulacaklardır.
⛔ Kimler Uzak Durmalı?
Geleneksel Anlatı Bekleyenler: Başlangıcı, gelişmesi ve net bir sonucu olan, anlaşılır bir hikâye arayan seyirciler, filmin dağınık, soyut ve sembolik yapısı karşısında hayal kırıklığına uğrayacak ve sıkılacaklardır.
Ağır Dram ve Psikolojik Gerilimden Hoşlanmayanlar: Film, zihinsel çöküş, anksiyete ve varoluşsal kriz gibi ağır temaları rahatsız edici bir görsellikle işliyor. Hafif ve keyifli bir seyirlik arayanlar kesinlikle uzak durmalı.
🏁 Son Karar
“Hurry Up Tomorrow”, cesur bir vizyonun ve sanatsal bir hezeyanın ürünü. Trey Edward Shults’un yönetmenlik dehası, Barry Keoghan’ın hipnotize edici performansı ve The Weeknd’in müzikal evreninin sinematik bir yansıması olması filmi izlenmeye değer kılan unsurlar. Ancak, kendini beğenmişliğe varan sanat filmi klişeleri, izleyiciyi dışlayan şifreli anlatımı ve duygusal bir bağ kurmayı neredeyse imkânsız kılan yapısıyla, büyük bir potansiyeli harcıyor. Bu film, bir konser sonrası partinin en karanlık ve en kafa karıştırıcı anında çekilmiş bir ateş rüyası gibi; bazıları için büyüleyici bir deneyim, çoğunluk içinse bir an önce bitmesini isteyecekleri bir kâbus. Bir filmden çok, bir sanat enstalasyonu.
🌟 Puanım: 5.8/10
📊 IMDb: 5.1



